Tarih

Tarih

  Coğrafyacı ve tarihçiler ne Antik Çağlar’da ne de modern dönemde Olympos /Uludağ bölgesine fazla ilgi göstermemişlerdir. Bunun en önemli nedeni bölgenin seyrek bir yerleşim yapısına sahip olmasıdır. Bölgedeki yerleşimin seyrekliği, Antik Çağlar’daki politik kültürel ve ekonomik bakımdan önemli büyük merkezlere ulaşım bağlantısının zayıflığı ile açıklanabilir. Bugün bile bölgenin ulaşımı güçlükle sağlanabilmektedir.

  Orhaneli ilçesinde en eski yerleşim tarihi, Prehistorik (yazılı tarih öncesi) Çağlar’a kadar geri gitmektedir. İnsanlık tarihinin bu en eski dönemlerinde hayat mağaralarda, kovuklarda, kaya altı sığınaklarında sürdürülmeye çalışılmıştır. Orhaneli ilçesi mağaralar açısından çok zengin bir yöredir. İlçe merkezinden yaklaşık 6 km uzaklıkta bulunan Sadağı Kanyonu’nda çok sayıda mağara bulunmaktadır. Bu mağaraların bir kısmı günümüzde keçi ağılı olarak kullanılmaktadır. Mağaralardaki olası arkeolojik potansiyelin tespitine yönelik çalışmalar Uludağ Üniversitesi Arkeoloji bölümü tarafından devam etmektedir.

  İlçe merkezinin yerleşim tarihi her ne kadar İ.S. 2. yüzyıla geri gitse de, ilçe genelinde yapılan araştırmalar insanoğlunun ilk olarak taş çağlarında bu bölgeye geldiğini ortaya koymaktadır. Yörede bu güne kadar keşfedilen en erken tarihli mağara ise 2007 yılında keşfedilen Şahinkaya Mağarasıdır.

  Prehistorik Çağlar’a ait buluntu veren mağaralar arasında Çaltepe Mağarası, Sinekkaya Mağarası-2, Güvercin İnleri Mağarası kayda değerdir.

  Arpatepe Höyüğü ise ilçede en erken tarihli yerleşim yeridir. İlçe merkezinin yaklaşık 2,2 km kuzeybatısında, Bursa yolunun doğusunda, küçük bir ovalık alanın ortasında, üzerinde Adranos Kalesi’nin yer aldığı doğal kayalık tepenin doğusunda konumlanmıştır. Arpatepe Tunç Çağı seramik buluntular arasında el yapımı Erken Tunç Çağı malzemesinin yanı sıra Roma ve Bizans Dönemler’ine ait seramiklere de rastlanmıştır. Kıyı bölgesini Kütahya-Balıkesir’e bağlayan karayolu üzerinde oldukça önemli bir konuma sahip olduğu anlaşılan Arpatepe yerleşiminin daha kesin bir kronolojisinin oluşturulabilmesi yapılacak kazılarla mümkün olabilir.

  Bu durumda bölgede Lydialıların ve Perslerin de egemenlikleri söz konusu olmuş olmalıdır. Buna kanıt olarak Herodot’un şu sözlerini örnek göstermek mümkündür (VII, 74): “Mysialılar başlarında yerli miğferler, küçük kalkanlar taşımışlardır ve onlar uçları yanık mızraklar kullanmışlardır. Onlar Lydialıların halefleridirler ve Olympos dağından dolayı Olympeneliler olarak adlandırılırlar”. Bu ifadeden burada yaşayan insanların asker karakterli oldukları ve Lydialıların halefleri olarak yaşadıkları anlaşılmaktadır. III. Antiochos’un İ.Ö. 218 yılındaki Selge seferinde ve I. Attalos’un İ.Ö. 209 – 208 yılları arasında V. Philip’e karşı Yunanistan’a gönderdiği ordunun ön saflarında bu bölgeden giden askerlerin bulunduğu bilinmektedir. İ.Ö. 190 yılında yapılan Magnesia muharebesinde III. Antiochos’a destek veren 2500 Mysialı asker arasında bu bölgeden gidenler de bulunmaktadır. IV. Antiochos’un İ.Ö. 167 yılında Daphne’deki merasim alayı kortejinde yine bu bölgenin askerleri yer almaktadır. II. Eumenes’in askerleri arasında Galatlar ve Giritlilerin yanı sıra yine yörenin askerlerinden bahsedilmektedir.

  Bilindiği gibi bu bölge Pers hâkimiyetinden beri Hellespont satraplığına bağlı olarak “Hellespont” ismiyle anılmaktadır. Büyük İskender tarafından Pers egemenliğinin ortadan kaldırılmasından sonra ve onu takip eden Seleukoslar ve Attaloslar egemenliği süresince bölgenin Hellespont ismini koruduğu anlaşılmaktadır. Bölge, ilk olarak İ.Ö. 129 yılında Asia eyaletinin bir parçası olarak Roma hükümdarlığına dâhil olmuştur. Bu nedenle Hadrian’a kadar yörede herhangi bir boşluk olmadan söz konusu egemenlikleri beklemek sürpriz olmayacaktır. İlçe merkezinde Demir Çağı ile Geç Antik Dönem arasındaki aralığa ait seramiklerin tespit edilmesi bu beklentileri güçlendirmektedir. İleride yapılacak olan sistematik kazılar daha elle tutulabilir belgeler sunacaktır.

  Orhaneli bilindiği gibi, Roma İmparatoru Hadrian (İ.S. 117 - 138) tarafından kurulan antik Hadrianoi kentinin üzerinde yer almaktadır. Kentin Hadrian tarafından kurulmuş olduğu bu dönemde başlayan sikke basımları ile de anlaşılmaktadır. Ancak “Ne Zaman” ve “Niçin” kurulduğu soruları bilim insanları tarafından günümüzde hala tartışılmaktadır.

  İmparator Hadrian bölgede meydana gelen büyük depremden bir kaç yıl sonra depremin meydana getirdiği yaraları sarmak üzere İ.S. 123 ya da 124 yılında Nikomedia (İzmit) ve Nikaia (İznik) kentlerini bizzat ziyaret etmiş ve bu yolculuğunda Kyzikos’a (Erdek) giderken Uludağ’a da uğramıştır. Bu ziyareti esnasında Hadrianoi, Hadrianeia ve Hadrianutherai kentlerini kurmuştur. Hadrian’ın 131’deki ikinci Anadolu seyahatinde de Hadrianoi kentini ziyaret ettiği tahmin edilmektedir. Kentin bu ikinci ziyarette kurulduğunu düşünen bilim insanları da bulunmaktadır. İster 123 yılında, ister 131 yılında olsun kentin Hadrian tarafından kurulduğu konusunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Hadrian’ın bu kenti kurarken özellikle ava karşı olan tutkusunun önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Kente ait sikkeler üzerinde Tanrıça Artemis’in veya İmparatorların avlanırken betimlenmiş olması buna delil olarak gösterilmektedir. Ayrıca Herodot’un bildirdiğine göre, Uludağ daha önceki dönemlerde de avcılık konusunda önemli uğrak yerlerinden birisidir (I, 36 vd.): “Lydia kralı Kroisos’un oğlu Olympos dağının yamaçlarında yaban domuzu avlarken talihsiz bir kaza sonucunda hayatını kaybetmiştir”.

  Strabon, Plinius ve Ptolemaios gibi antik yazarlar ilçe merkezinde kurulmuş olan Hadrianoi hakkında doğrudan herhangi bir bilgi vermezler. Her ne kadar kentin kuruluşu için Hadrian’ın av merakı gösterilse de bir hobinin bir kentin kuruluşunda önemli rol oynaması zor bir olasılık gibi gözükmektedir. Dion Chrysostomos ve Aelius Aristides, kentin kuruluş nedeni olarak, iç bölgelerin şehirleştirilmesi, iç bölgelerin kıyıya bağlanması ve bütün imparatorluk coğrafyası üzerine paylaştırılmış bir kentler ağının yaratılması gibi İmparatorluğun genel politikalarını göstermektedir. Özellikle bölge ormanlarından elde edilen tomruk ve ham kerestenin ekonomik değerde olması bu fikri desteklemektedir.

  Ancak, Uludağ’ın genelinden bahseden Strabon’un bildirdiğine göre, Uludağ haydut çetelerini barındıran bir yerdir (XII 8, 8, 576): “Olympos dağları iyi bir şekilde iskân edildikten başka aynı zamanda tepelerinde sık ormanları ve haydut çetelerini barındıran, dağ tarafından korunmuş yerler de içermektedir”. Bu ifadeye göre yerleşim sık değildir, geniş ormanlık alanlar içinde sadece haydut çeteleri barınabilmektedir, bundan dolayı da çeteler için doğal bir kaçış ve saklanma yeri konumundadır. Bu durumda göz önünde bulundurularak kentin kuruluş nedenleri arasında bölgenin haydutlardan temizlenmesinin de önemli rol oynadığı anlaşılmaktadır. Keles İlçesinde, Baraklı köyü sınırları içersinde yer alan Asar Tepe’de bulunan Bretos Lejyon’una ait yazıt parçası, bu bölgede İmparatorluğa bağlı bir ordunun bulunduğunu ve dolayısı ile kentin kuruluşunda haydutlara karşı kalıcı önlem almayı da hesaba katmanın doğru olacağını göstermektedir.

  Kentin kurulduğu yerin, Bursa-Harmancık arasındaki en önemli geçiş noktalarından birisi olması, sonrasında ise bu yolun Bursa’yı Kütahya (Kotyaion), Dursunbey (Hadrianeia) ve Balıkesir’e (Hadrianutherai) bağlaması, İmparatorluğun neden Uludağ’ı haydutlardan temizlemek istediğini açık bir şekilde göstermektedir. Bundan dolayı kentin kuruluşunda ekonomik nedenlerin yanı sıra siyasi nedenleri de aramak doğru olacaktır.

  İmparator Hadrian tarafından kurulan Hadrianoi kenti hakkındaki asıl bilgiler epigrafik ve nümizmatik belgelerden bilinmektedir. Hadrianoi’den bahseden ilk yazılı kaynak kilise kayıtlarıdır. Uludağ’daki piskoposluk merkezinin Orhaneli’nde olduğunu Therocles’in İ.S. 6. yüzyılın birinci yarısı için bildirdiği Pontike Eparchie’sinden anlıyoruz. Bu ifadeye göre, Hadrianoi, Bizans Dönemi’nde Pontike Eprachisi’ne bağlıdır. Kalchedon (Kadıköy) konsülünden beri Hadrianoi piskoposları bulunduğu bilinmektedir. Örneğin; Notitiae Episcopatuum Hadrianoi’ den sık sık zikretmektedir. Bu kayıtlara göre, Hadrianoi’daki piskoposluk merkezi (Eparchie) Bithynia’da Nikomedia (İzmit) başpiskoposluğuna bağlıdır. Kentin adı hemen hemen hiç değişmeden günümüze kadar geldiği için antik yerleşimin lokalizasyonu konusunda herhangi bir soru işareti bulunmamaktadır. Bu asrın başına kadar kentin adı Adranos’tur.

  18. yüzyıl seyyahlarının gördükleri kalıntılar bugün neredeyse tamamen kaybolmuştur. Kentte gerçekleştirilecek sistematik bilimsel arkeolojik kazılar geçen asırda halen ayakta duran yapıların ve Hadrianoi’un öneminin ne olduğunu ve kentin büyüklüğünü (yayılım sahasını) ortaya koyabilecek sonuçlar verebilir. Özellikle bina temellerinin hafriyatları esnasında antik kente ait yapıların kalıntılarına rastlamak mümkündür. Hafriyat kazılarında bulunan mermer eserlerden bir bölümü hâlihazırda Orhaneli Belediye binasının bahçesinde sergilenmektedir.

  Antik Hadrianoi’ye ait kalıntılar tapınak kompleksi (gymnasium, saray?) ile sınırlıdır. Daha büyük bir yerleşimin ve konutların izlerine belediye binasının bahçesinde bulunan taş eserler dışında bugüne kadar rastlanamamıştır. Yerleşim hakkında bilgiyi sadece mezar yazıtları ve Hadrianoi nekropolü vermektedir. Nekropol alanı Kusumlar köyü yönünde Serçeler köyünün kuzeydoğusunda bulunmaktadır. Antik Çağlar’da bu nekropole ulaşmak için kalıntı kompleksini batı ve kuzeybatıda çevreleyen iki tepenin arasından geçmek gerekiyordu. Bu nekropol alanının anlamı ve önemi çok miktardaki lahit ve zamanında mezar yapılarına ait olan mimari parça kalıntıları ile anlaşılmaktadır.

  Kentin, İmparator Hadiran’ın ölümünden sonra başa geçen Antoninus Pius döneminde de önemini koruduğu Belediye Binasının bahçesinde bulunan yazıttan da anlaşılmaktadır. Kitabesine göre, İ.S. 10.12.139 ile 9.12.140 tarihleri arasında kentte imparatorun bir heykeli dikilmiştir: “Hayırlı uğurlu olsun! İmparator Caesar Titus Aelius Hadrianus Antoninus Augustus Pius ki, tanrılaşmış Hadrianus’un oğludur, tanrılaşmış Traianus Parthicus’un torunudur, tanrılaşmış Nerva’nın torununun oğludur, Pontifex Maximus’tur, üçüncü kez Tribunicia Potestas sâhibidir, konsüldür, vatanın babasıdır, (işte onun bu heykelini) Eski Strategos’lar [Me?]nofanes oğlu Pollion, Evbulos oğlu Diodoros ve Glikon oğlu Hermokles, (masraflarını) şehre ait paralardan (karşılayarak) diktirmişlerdir” .

  Roma İmparatorluk Dönemi’nde, sosyal yapı olarak İmparatorluğun diğer bölgelerine göre Orhaneli’nde kölelerin biraz daha özgür davrandığı bilinmektedir. Belediye binasının bahçesinde bulunan bir yazıtta, Evandrios’un Kölesi Entrehi(o)s’un kendi babası için bir mezar taşı yaptırarak bunu babasının mezarına diktiği anlaşılmaktadır. Bu durum kölelerin de sosyal yaşamda belirli haklara sahip oldukları ve para kazandıklarını, para biriktirebildiklerini göstermektedir: “Evandrios’un kölesi Entrehi(o)s, [kendi] babası Nikeforos’un anısına (yaptırdı). Ve yeğeni Hilarius’un”.

  Orhaneli’nin Fadıl köyü çıkışında bulunan Murat Özdemir’e ait evin bahçesinde iki adet Roma Dönemi’ne ait mezar steli ve bir adet sütun parçasına rastlanmıştır. Fadıl köyü en fazla antik malzemenin bulunduğu yerleşimdir. Bu özelliği nedeniyle daha önce E. Schwertheim tarafından da köy ziyaret edilmiştir.

  Yapılan incelemede Schwertheim tarafından yayınlanan yazıtlar dışında çeşitli mimari malzemelere de rastlanmıştır. Köylülerin yol göstermesi sonucunda, köy okulunun karşısında yer alan tepede defineciler tarafından kaçak olarak kazılmış durumda iki adet mezar tespit edilmiştir. Bu mezarlardan güneydoğu yanda bulunanda kaya üzerine oyulmuş kanal dikkat çekmektedir. Bu kanal burada kurban kesildiğini, dolayısı ile de bu mezarın bir “Heroon” (Kahramanlar için yapılan anıt-mezar) olabileceğini akla getirmektedir. Ne yazık ki, mezarlardan geriye sadece iskelet parçaları kalmıştır.

  Hadrianoi, Roma ve Bizans Dönemleri’nde bir tekfurluk merkezi idi. Bu statüsü yörenin Osmanlıların fethine kadar sürdü (1261’den itibaren). Osmanlı Devleti’nin ilk sancağı olan Sultanönü’nün nahiyeleri arasında Adranos da bulunmaktadır. Adranos’un Durdu Bey tarafından fethedilmesinden sonra bu yerleşim merkezine Durdu Bey’in adından dolayı “Beyce” denmiştir. Osmanlı Dönemi’ne ait Erenler köyünde bulunan Erenler Camii ve Sırıl köyünde bulunan Kurtçu Mehmet Efendi Türbesi bize Orhaneli ilçesinin Osmanlı Dönemi’nde de tarihe tanıklık ettiğini göstermektedir.

İRFAN TATLIOĞLU - Orhaneli Belediye Başkanı
İRFAN TATLIOĞLU
Orhaneli Belediye Başkanı